hüseyin's profileHAYATA DAİR NE VARSA ...PhotosBlogListsMore Tools Help

Blog


    April 06

    CANIM EFENDİM ;

    CANIM EFENDİM ;

    aşk  kervanında bir garip yolcuyum .
    aşkın  yüreğimde  taşar  efendim .
    güller ikliminin mecnun kuluyum .
    vuslatın dağları  aşar  efendim.

    beni sensizliğin narında yakma .
    hasret zincirini boynuma  takma.
    uzanan elimi  tutta bırakma.
    bu  kul  sensiz nasıl yaşar  efendim.
     


    çorak topraklarda inen yağmurdan.
    hakikat yolunda parlıyan nurdan.
    geceyi   gündüze  mührünü vurdun.
    sen yoksan ümmetin naçar  efendim.

    belki  günahkarım ne  olur sakın kınama .
    hasretlik çektirip beni  sınama .
    ayrılık sonunda vuslat  var  ama.
    ne diye tüm yollar uzar  efendim.
     


    geliver bulanık  sular durulsun.
    zalimin zulmüne  hesap  sorulsun.
    insanlık tarumar artık  kurtulsun.
    gönüller seninle çoşar  efendim.
    bu  kul  sana koşar efendim..

    Kırmızı gülbirgaripyolcu....hüseyin..dini  admin.Kırmızı gül

    March 31

    ruhun şad olsun ; muhsin yazıcıoğlu


    '' ÜŞÜYORUM   ŞİİRİ ''

    Muhsin Yazıcıoğlu, 12 Eylül darbesinde cezaevine düşmüştü.

    7.5 yıl hapiste kalmış işte o zaman bir şiir yazmıştı. İşte o şiir;
    12 Eylül 1980 ihtilalinin ardından Mamak Cezaevine konulan ve 7,5 yıl demir parmaklıklar ardında kalan Yazıcıoğlu'nun kaleminden dökülen şiir, özlem, hüzün ve duygu yüklü.
    İşte Yazıcıoğlu'nun Mamak Cezaevi'ndeyken yazdığı ve okuduğu

    '' Üşüyorum' şiiri ''
    Bir coşku var içimde bu gün kıpır kıpır
    Uzak çok uzak bir yerleri özlüyorum
    Gözlerim parke parke taş duvarlarda
    Açılıyor hayal pencerelerim
    Hafif bir rüzgar gibi süzülüyorum
    Kekik kokulu koyaklardan aşarak
    Güvercinler ülkesinde dolaşıyor
    Bir çeşme başı arıyorum
    Yarpuzlar arasında kendimi bırakıp
    Mis gibi nane kokuları arasında
    Ruhumu dinlemek istiyorum
    Zikre dalmış her şey
    Güne gülümserken papatyalar
    Dualar gibi yükselir ümitlerim
    Güneşle kol kola kırlarda koşarak
    Siz peygamber çiçekleri toplarken
    Ben çeşme başında uzanmak istiyorum
    Huzur dolu içimde
    Ben sonsuzluğu düşünüyorum
    Ey sonsuzluğun sahibi, sana ulaşmak istiyorum
    Durun kapanmayın pencerelerim
    Güneşimi kapatmayın
    Beton çok soğuk, üşüyorum..

      büyük birlik  partisi  genel  başkanı :

    MUHSİN  YAZICIOĞLU 

    ruhun şad olsun  mekanın cennet  olsun...

     

    March 26

    İNŞÎKÂK SÜRESİ

    değerli  gönül  arkadaşım  ( kaya çelik  arkadaşım ) rabbim  bizleri  daim kılsın..

    sizleri  ALLAH için  seviyoruz  ... selam ve dua ile...

    paylaşımlarımıza devam  ediyoruz ....Gülümseme

    kaya68erbaa@otmail.com

     
     

    İNŞÎKÂK SÜRESİ


    (Mekke'de nazil olmuştur.)

    Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla.

    Mâlik, Abdullah îbn Yezîd kanalıyla Ebu Seleme'den nakleder ki;

    Ebu Hüreyre onlara İnşikâk sûresini okumuş ve secde yapmıştır.

    Dönüp gelince de Rasûlullah (s.a.)ın bu sûrede secde yaptığını kendilerine haber vermiştir.

    Bu hadîsi Müslim ve Neseî de Mâlik kanalıyla Ebu Hüreyre'den rivayet ederler.

     

           Buhari der ki: Bize Ebu Nu'mân... Ebu Râfi'den nakletti ki, o;

    ben Ebu Hüreyre ile birlikte namaz kıldım, o İnşikâk sûresini okudu ve secde etti. Ona sorduğumda 

     ‘Ebu'l-Kâsım'ın (Efendimiz) arkasında da secde etmiştim. Ona ulaşıncaya kadar secde etmeye devam edeceğim’, demişti.

    Ayrıca Buhari bu rivayeti Müsedded kanalıyla... Ebu Râfi'den nakleder. Sonra yine Müsedded kanalıyla

    Ebu Râfi'den bir başka tarîkle nakleder.

    Müslim, Ebu Dâvûd, Neseî de muhtelif yollarla Süleyman İbn Tarhân kanalıyla Ebu Râfi'den bu hadîsi rivayet ederler.

    Müslim ve sünen sahipleri Süfyân îbn Uyeyne kanalıyla —Neseî, Süfyân es-Sevrî'yi de ilâve eder— Eyyûb İbn Musa'dan...

     O da Ebu Hürevre'den nakleder ki; o, şöyle demiştir:

    ‘Biz inşikâk ve A'lak sûrelerini okuduğumuzda Rasûlullah ile beraber secde etmiştik,’

    Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla.

    1 - Gök varıldığı zaman,
    (İzessemaaaau’nşakkat)

    2 - Rabbına boyun eğdiğinde ki o, zâten boyun eğecektir.
    (Ve ezinet lirabbihaa ve hukkat)

    3 - Yer düzeltildiği zaman,
    (Ve ize’l-ardu muddet)

    4  - İçinde olanları dışarı atıp boşaldığı zaman,
    (Ve elkat maa fiyhaa ve tekhhallet)

    5  - Ve Rabbına boyun eğdiğinde, ki o, boyun eğecektir.
    (Ve ezinet lirabbihaa ve hukkat)

    6  - Ey insan; sen Rabbın için çalışıp çabaladın, nihayet O'na kavuşacaksın.
    (Yaaaa eyyuhe’l-insaanu inneke kaadihun ilaa rabbike kedhan femulaakıyhi)

    7 - Kimin de kitabı sağından verilirse;
    (Feemmaa men uutiye kitaabehu bi’yemiynihi)

    8 - Kolayca bir hesâb ile muhasebe edilecektir.
    (Fesevfe yuhaasebu hısaaben yesiyra)

    9  - Ve ailesine de sevinçli olarak dönecektir.
    (Ve yenkalibu ilaaaa ehlihi mesruraa)

    10 - Ama kimin de kitabı arkasından verilirse;
    (Ve emmaa men uutiye kitaabehu veraaaae zahrihi.)

    11  - Derhâl helakini temenni edecektir.
    (Fesevfe yed‘uu subuuraa)

    12  - Ve çılgın aleve girecektir.
    (Ve yaslaa se‘ıyraa)

    13  - Çünkü o, ailesi içinde iken şımarıktı.
    (İnnehu kaane fiy ehlihi mesruuraa)

    14 - O, hiç dönmeyeceğini sanmıştı.
    (İnnehu zanne en len yehuur)

    15 - Hayır, muhakkak Rabbı onu görmekteydi.

    (Belaa inne rabbehu kaane bihi basıyraa)

     

     

    March 23

    ''namazı kılmazsam yaşayamam

     

    Kırmızı gül değerli  can  dostum   ve  yüreği  güzel  insan irem han   gönül  arkadaşım Kırmızı gül

    Kırmızı gül sizleri  unutmadım   rabbim bizleri  daim kılsın  yazınızı  yayınlıyorum  inş   Kırmızı gül

     Kırmızı gül hayat  güzeldir  hayatı  değerli  kılan siz  yüreği  nurlu  insanlarsınız Kırmızı gül 

      Kırmızı gülsizleri  Allah  için  seviyorumKırmızı gül

    ''namazı  kılmazsam yaşayamam."diyebilmek...''
    Biz her namazı son namaz olarak kılarız. İkindiyi kıldık. Şuan ölebiliriz.
    Akşama yetişirsek, akşamı da son namazımız gibi kılarız
    Yatsıya yetişmek diye bir garanti yok elimizde...
    İnsanın ölmesi çokbasit...
    Kalp durdu mu işimiz bitti.
    Kalbimizi çalıştıran , ALLAH azze ve celle kalbimize dur dese,

    bir sonraki namaza yetişemeyiz!

    İnsanda tembellik kulağı vardır.
    Yani her insanda zaman zaman tembellik olabilir.
    Önemli olan, tembellik ibadete mani olmasın. Dinlenmek iyidir.
    Uyku ne büyük nimet. Amma uykuyu tembelliğe dönüştürmesi kötü.
    Uyuyalım amma sabah namazına engel olmasın. Tembellik duygumuz içimizden üflüyor;
    "Yahu yat!" Açlık kulağımızla açlığımızı hissediyoruz mesela. Organların insanlara hükmetmesidir bu.
    Vücut diyor ki: "Ben yorgunum!" Onun sözüne kulak asıp yatıyoruz.
    İnsan ebediyen yaşayacağını zanneder. Ölmek aklına bile gelmez. İnsan şöyle düşünmeli: "Ölmeden şu akşam namazımı da kılayım..."
    Ben bu yaşa geldim. Düşünüyorum; elimde hiçbir şey yok. Öldüğüm anda elimde kalacak tek şey ibadetler...
    Tek kazancım ibadetler. Gerisi boş...
    Çok güzel yemekler yedik. Hepsi gitti. Gezdik eğlendik. Hepsi geçti. Para
    biriktirdik, yiyemedik. Şöhretimiz dağlar kadar yükseldi. İşe yaramadı.
    Elimizde bir tek şey kaldı. İman ve ibadet... Sanki ömrümüz boşa geçti.
    Her şey boşmuş...
    Bir ömür boyu nefes alıp verdik. "Yeter artık, nefes almayacağım!" diyor muyuz? Bir ömür boyu su içtik. "Artık su içmeyeceğim!" diyor muyuz?
    Öylebir iman gerek ki, namaz su gibi, hava gibi olsun..

     

    March 22

    TOPLUMDA KADIN OLMAK.

     
     
    Kırmızı gül Değerli  can  dostum  Tuğba Tiryaki Kırmızı gül 
     ömrün  boyunca  insanlık  için  güzel  yarınlar  diliyorum..
    iyiki  sizleri  tanıdım  ve  iyiki  insanlık için yazıyorsunuz  yüreğiniz  mutluluklarla  dolsun ...Gülümseme
    Kırmızı kalpsizleri  Allah  için seviyorum  ( garipyolcu )  gönüllerin dostu,Kırmızı kalp
    ...TOPLUMDA   KADIN   OLMAK ....
    Kadınlar toplumumuzun en değerli en kıymetli varlıklarıdır. Tüm yaşamın ağırlığını taşıyabilecek güce sahip
    olmalarına rağmen, başkalarına ümit verecek kadar harika varlıklardır. Doğumun acısına olduğu kadar, evlatlarının
     nankörlüğüne dayanabilecek kudrete sahiptirler. Kadını güzel yapan şey ne saçı, ne vücudu, ne de kendini ne şekilde
    taşıdığıdır. Kadını güzel yapan şey; sevgisini paylaşabilmesi, fedakarlığı, sorumluluğu, anlayışı ve aklıdır. Gelin görün ki;
     bizim toplumumuzun erkekleri,  böyle kutsal güdülere sahip ve inanılmaz derecede özverili kadınlarımıza sevgi yerine
    şiddeti layık görüyor. Toplumumuzda  son zamanlarda  şiddet  dediğimiz  kavram  aile içinde inanılmaz derecede
    yaygınlaştı. Şöyle bir günlük  gazetelere baktığımızda muhakkak  en az 2  tane aile içi şiddet haberi  okuruz. Kadına
    şiddetin bahanesi çok…Artık öyle  bir duruma geldik ki,  sudan sebeplerden bile  kadınlara şiddet uygulanır oldu.
    Hemen bu duruma  2 haberle örnek vermek  istiyorum. Geçenlerde okuduğum bir gazetede  33 yaşındaki bir bayan çok
    sık banyo ettiği için eşi tarafından boğazı kesilerek öldürüldüğü yazıyordu. Diğer bir haberde ise; kahvaltıyı geç
    hazırlayan eşini çocukları gözü önünde boğaraköldüren baba manşetlerdeydi bu.
    Cinayetler her geçen gün biraz daha artış göstermektedir.
    Aile içindeki bu şiddete tanık olan çocuklar ise ileride şiddete eğilimli birer birey olmakla birlikte,
    çevrelerine zarar verebiliyorlar.
    Düşünürlerden biri diyor ki, “bir babanın çocuğuna verebileceği en güzel hediye annesini mutlu etmektir”.
    Ne kadar güzel ve reel bir söz değil mi?  Bir çocuk mutlu anne babadan ve huzurlu bir ortamdan başka ne isteyebilir ki?
    Artık bir şekilde şiddetin önüne geçilmelidir diye düşünüyorum. Gerekli yasalar çıkarılmalı, fakat sadece çıkarılmakla
    kalmamalı, yürürlüğe konulmalıdır. Böylece toplumumuzun en naif varlıkları olan her şeyden önemlisi anne olan,
    annelik içgüdüsü gibi eşsiz bir duyguya sahip olan kadınlarımıza hak ettikleri değer en iyi şekilde verilmelidir...
    Sonuç olarak diyebilirim ki, bir millet kadınların ellerinde şekillenir, gelişir, büyür ve omuzlarında yükselir.
     
    March 20

    yakma yarabbi

    Kırmızı gülYAKMA YARABBİ!!!Kırmızı gül
    Seherde açılan güller hürmetine
    Rukuda bükülen beller hürmetine
    Zikrinle dönen diller hürmetine
    Cehennem narına yakma Yarabbim..
    Secdeye kapanan başlar hürmetine
    Aşkınla sızlayan kalpler hürmetine
    Gecelerde dökülen yaşlar hürmetine
    Gazabınla bize bakma Yarabbim...
    Yolunda kaim kullara bağışla,
    Rızana giden yollara bağışla,
    Arşına açılan ellere bağışla,
    Cahilliğin içine sokma Yarabbi
    Muhammet Mustafanın(s.a.v.) özüne bağışla,
    Fatıma-tül zehra adlı kızına bağışla,
    yetim yetemanın yüzüne bağışla ,
    Huzurunda boynumuzu bükme Yarabbi,
    Cemi peygamberlerin canı hürmetine,
    Cihari yarin güzinin dini hürmetine,
    Uhud şehidlerinin kanı hürmetine,
    Suçlarımızı başa kakma Yarabbi,
    Sualde bizleri fazla sıkma Yarabbi,
    yakma Yarabbi...
    Muhammed aşkına yakma Yarabbi,
    kabe aşkına yakma Yarabbi,
    Kur'an aşkına bizleri
    yakma Yarabbi.... 
       
    sayfam  http: www.vuslatgunesi.tr.gg
    March 18

    Bize gerici diyorlar bazı çevreler ? ?

    değerli  arkadaşım ve  dava  kardeşim ( MÜRŞİT  HATİPOĞLU  ) o güzel yazınızı okudum..ve  cok mutlu  oldum..
    bu  yazı  bizleri  cok  düşündürdü  . insanın olması  gereken değerleri   yerine  getirmesi gerektiğini  vurguluyor..
    her  kelimesi  her  cümlesi  mükemmel  yazılmış  yüreğinize sağlık  rabbim  bizleri  daim kılsın amin...Gülümseme
    insanlıgın  geleceği  için  güzel yarınlar  için  hepimiz  bütün  fedakarlıklardan kaçınmıyacaz....inş...Kırmızı gül

    Bize gerici   diyorlar bazı çevreler ? ?
    Niye mi çünkü biz 1400 sene önceki yaşam tarzını, 1400
    sene önceki hayat anlayışını istiyoruz diye!..ALLAH'ın 1400 sene evvel
     Kutlu Elçisi (sav)' ne öğrettiklerini uygulamak istiyoruz diye... 
     Peki ne vardı 1400 sene önce??? Şimdiki gibi bilim ve teknolojinin bu derece ilerlemediği, insanların aya gitmediği, iletişim araçlarının bu denli gelişme göstermediği o devirde ne vardı? 
     
    Evet o devirde insanlar doğru dürüst karınlarını doyuramıyorlardı.Bir insan belki yarım ekmek zor buluyordu bir yemekte ama o yarım ekmeğin de yarısını aç bir kardeşine vermekte tereddüt etmiyordu...Şimdiyse servetleri yetmediği için elinde yarım ekmek gördüklerinin ellerindekileri
    alıp da onları ekmeksiz bırakan anlayış.... 
     
    O devirde insanlar iletişim araçlarından hayli yoksundular.Ne ceplerinde
    cep telefonları ne de çatılarında çanak antenler vardı.Ama bir Müslüman bir vakit namaz için camide görünmediği zaman "acaba başına bir iş mi geldi?" diye halini hatrını soruyorlardı. Şimdiyse kapı komşusunun öldüğünü cesedinin kokmasıyla ancak anlayabilen insanlar... 
     
    O devirde insanlar namazda saf bağlarken öylesine birbirlerine kenetlenmişlerdi ki elbiseleri evvela omuzlarından eskimeye başlardı...O kadar yakındılar birbirlerine...Şimdiyse yıllarca sırf bir inat uğruna küs duran, bir hatasından dolayı bir kardeşini gördüğünde görüşmemek için yolunu değiştiren insanlar... 
     
    O devirde inandığı dava uğruna vücudunu kalkan yapan, ALLAH (cc) Resulü'ne zarar gelmesin ALLAH'ın Dini zarar görmesin diye gelen oklara karşı kafasını uzatan insanlar vardı...Şimdiyse basit bir alışkanlığı bile dini için bırakmayı, terketmeyi nefsine zor gelen insanlar.... 
     
    Yani kısaca o devirde aşk vardı, muhabbet vardı, sevgi vardı, şevk vardı, heyecan vardı,şefkat vardı,fedakarlık vardı, vefa vardı, acıma duygusu vardı kısacası İNSANLIK vardı...
    Şimdilerdeyse kin var, düşmanlık var,acımasızlık var, bencillik var, hırs var,düzenbazlık var, kan var!... 
     
    Ve daha neler neler...Kitaplar yazılsa az gelir... 
     
    Şimdi bize iki tercih sunuluyor...Ya 1400 sene önce gelmiş ama her asırda taptaze
    duran o Ebedi Ferman'a mı uyacaksınız?
    Yoksa dünyayı kana bulayan, gariplerin kanını içen, kan kokan ideolojilerin esiri mi olacaksınız? 
     
    Tabii ki biz 1400 sene önce gelen ama hala taptaze olan o İlahi Ferman'a dönecez ve "Lebbeyk , Emret ey kitabım" diyeceğiz..Her ne kadar kimileri bu yaptığımıza (haşa) gericilik dese de... 
     
    Şair  ne  güzel demiş ;
     MÜJDECİM, KURTARICIM , EFENDİM, PEYGAMBERİM !
    SANA UYMAYAN  ÖLÇÜ  HAYAT  OLSA  TEPERİM !!!
    HAYIRLI GÜNLERİNİZ OLSUN
    Kırmızı gül...RABBİM YAR VE YARDIMCIMIZ  OLSUN...Kırmızı gül
     
    March 16

    Bismillahirrahmanirrahim

    DEĞERLİ  HACI  ABİM... ALLAH  SİZLERDEN RAZI  OLSUN  YAZINIZI 
    OLDUGU  GİBİ  YAYINLIYORUM İBRET ALINACAK
    GÜZEL KSSALAR  VAR   İYİKİ  VARSINIZ  BU  ALEM  SİZLERLE  VAR 
    OLACAK  İNŞ...SİZLERİ  ALLAH  İÇİN SEVİYORUZ..Gülümseme
    Bismillahirrahmanirrahim   selamun aleykum ; 
    Musa as zamanında olan bir hadiseyi sizlere aktarmak istiyorum.
    Maşite hatun diye biri vardı. firavunun kızının hizmetçisiydi. inancını gizliyordu, her nedense bir gün firavunun kızının saçlarını tararken Bismillah dedi. bunu firavunun kızı duydu. doğru gitti babasına söyledi. firavun kafiri derhal Maşite hatunu yanına çağırttı, hesap soruyordu firavun. Maşite hatun büyük bir cesaretle firavuna :
    -sende bizim gibi bir fanisin nasıl olurda tanrı olabilirsin. firavunun öfkesi kabardı demekki sende musaya inananlardansın. maşite hatuna bundan sonra işkence devresi başladı. ne kadar işkence etselerde maşite hatun imanından asla vaz geçmedi. çünki oda anlamıştı imanın kıymetini değerini . dünya ve sefasına imanı değişirmiydi. elbetteki hayır.
    Maşite hatunda imanından vaz geçmedi, vazgeçse sorun kalmayacaktı. firavun kafiri işkencesini artırdı. beş yaşındaki kızını önüne getirdiler.eğer firavununn tanrılığını kabul etmesen kızının gırtlağını kesecegiz dediler.Maşite hatun yine imanından vaz geçmedi. kızını gözlerinin önünde katl ettiler.kanınıda Maite hatunun yüzüzne gözüne sürdüler. Maşite hatun büyük bir aşk ve vecd ile imanından vaz geçmedi Allah birdir Allah birdir Musa da onun rasuludur. firavun avanesi iyice sinirlendiler. işkenceyi daha da ileri seviyeye çıkardılar
    Maşite hatunun üçaylık bir çocuğu vardı. onu getirdiler.annesine doğru uzattılar annesin kucağında süt emmek için göğsünü aramaya başladı yavrucak.tam bu esnada annenin kucağından çocuğu çekip aldılar.eğer Musa ya inanmaktan vaz geçmessen bu çocuğu fırına atacağız dediler.Maşite hatun sabır gösteriyor imanından vaz geçmiyordu.üçaylık çocuğu fırına attılar.anne yüreği tahamül etmeye çalışıyordu tam o esnada fırın içinde yanmakta olan üç aylık çocuk Allah tarafından dile geldi" anneciğim sakın imanından vaz geçme.sabret cennet ile senin aranda bir adım mesafe kaldığını görüyorum. bu hadise karşısında irkilmeyen küfür başı yinede Maşite hatunu şehit etmekten geri kalmadı. Maşite hatun şehit edildi elbette cennette çocuklarının yanına gitti. 
    Evvelkiler böyle kendi canları pahasınada olsa çoluk çocuğunun gözleri önünde öldürülme pahasınada olsa asla dinlerinden vaz geçmediler.
    YUKARIDA ANLATILAN KISSA BİZİM BAŞIMIZA GELSE NE TEPKİ VERİRDİK BİR DÜŞÜNÜP KENDİ KENDİME CEVAP VERMEYE ÇALIŞACAĞIM VEE İMANIM NE DERECEDE ANLAMAYA ÇALIŞACAĞIM
     İMANIMIZIN KURTULUŞA ERMESİ İÇİN SELAM VE DUA İLE ...

    Ne mutlu kazananlara

    değerli  gönül  arkadaşım

     Kırmızı kalp (  hüda  hüda  ) Kırmızı kalp

     rabbim  razı  olsun güzel  paylaşımlarınız için

    ayrıca  sizlere  teşekkür   ediyorum...biz  bir  aileyiz...

    bizim kim oldugumuz  önemli  deyil...rabbim her şeyi  gören ve  duyandır...

    dualarınızda  bizleri unutmayın  inş..

     

     -----------------------------------------------------------------------------

     

      Ne mutlu kazananlara  ;  

    Hayat imtihan. Zenginlik imtihan, fakirlik imtihan, mal imtihan, evlat imtihan, darlık, ferahlık…

    Hayatımızın her karesinde başımıza gelecekleri, istediklerimizi biliyor olsaydık nasıl bakardık hayata?

    Ebediliği olmadığı sürece ne anlamı var sevincin, hüznün…

    Anlık mutluluklar bizi mutlu ettiğini sanıyoruz şu anki acıyı çekmeme yada şu anki zevk için

    neler kazanıyor yada kaybediyoruz…

    Bütün olarak bakmadıkça hayata çok kıymetli oluyor, imtihan dünyası… Bitecek   elbet…

    Ne mutlu sabredenlere, kapılmayanlara zevk ve sefaya…

    Mutluluğu Rabbini anmak da bulanlara…

    Huzurun O’nu anmak dışında hiçbir şeyde bulmayanlara…

    Aklına gelmeyen her saniyede ruhu daralanlara…

    Göçüp gittiğinde sılâya kavuşanlara, hasreti bitirenlere…

    Gurbetinin bitmesini bekleyenlere…

    Kaybetmenin olmayacağını anlayanlara…

    Hiçbir şeyin yarım kalmayacağının bilenlere…

    Hiçbir şeyin unutulmayacağının farkında olanlara…

    Sevinçlerin ebedilik kazanması için kime sarılacağını bilenlere…

    Sabrının, şükrünün mutlaka karşılığı olacağını bilenlere…

    İsyanın kaybetmekten başka bir şey kazandırmayacağını

    bilenlere… Umudu bitmeyenlere…

    Rahmeti sonsuz olanın mutlaka bir yol göstereceğini bilenlere…

    O’na dayanıp, güvenenlere…

    Yüreğindeki her fısıltıyı duyduğunu bilenlere…

    Adaletine güvenenlere…

    İsteklere mutlaka cevap verdiğini bilenlere…

    Sabırla O’nu bekleyenlere…

    Hiçbir şeyi kötü görmeyenlere…

    Mutlaka kendisi için bir kapı açılacağına inanlara…

    O’na dayanmaktan başka çare görmeyenlere…

    Her şeyin O’nun elinde olduğunu bilenlere…

    Emrinin, çok hızlı olduğunu, anında gerçekleşeceğini bilenlere…

    Ne mutlu umudunu kaybetmeyenlere…

    Ne mutlu kazananlara… Allah cümlemizi onlardan eylesin.

    Selamlarımla… alıntıdır...

    March 08

    mevlid kandiliniz mübarek olsun

     
    değerli  ( havvadeniz41 ) gönül  dostumuza  teşekkürlerimizi bildiriyoruz..
    mevlid kandili,nin tüm  dünyaya saadet mutluluk  getirmesini  yüce  mevladan diliyoruz
    iyiki  varsınız  bu  alem sizlerle  varolacak   sizleri  ALLAH için  seviyoruz..
    hayırlı  evlatlar  yetiştirmeye  devam ediyoruz...Gülümseme
     
    "Seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik."
      ( Enbiya Suresi, 107 ) 
    Bu pazar gecesi (8 Mart = 11 Rebiü'l-Evvel) Kâinatın İftihar Kaynağı,İnsanlığın Zirvesi ve En Büyük Önder'i olan Hazreti Muhammed Aleyhissalatü vessellem Efendimizin doğum yıldönümüdür.Yapılan hiç bir icraat, okunan hiçbir metin, anlatılan hiçbir kıssa O'nu tam manasıyla anlamaya elbette yeterli değildir.Ancak bugün insanlığın içinde bulunduğu buhranlı ortamın en büyük nedeninin, O'nun tarif ettiği ve yaşadığı gibi yaşamamaktan kaynaklandığı en büyük bir gerçektir.Bugün insanlar faiz bataklıklarında boğuluyorsa, aile binasında çatırdamalar varsa, ebedi yaşama arzusunun tatmini için eğlencelerle kendilerini uyutmaya çalışıyor ve bunlar gibi daha nice kaoslarla hayatlar karartılıyorsa bunların tek kurtuluşu O'nu tanımakla ve yaşadığı gibi yaşamakla mümkün olacaktır.
     O yüzden bizler bugünleri fırsat bilmeli, O'nu tanımalı, anlamalı, O'nun gibi yaşamalı ve yaşatmalıyız.Bugün bir fırsat, O'nu tanımaya bugün başlayabilirsin:
      1. O'nun güzelliğinin kaynağı olan Kur'anı oku. Oku, çünkü tüm maddi ve manevi dertlerin dermanı O'nda. O'nu anlamadan, O'nunla yaşamadan hayat hayat değil.
     2. O'nun hayatını oku. İnsanlara örnek olan hayatından bazı kesitleri ailenle ve yakınlarınla paylaş, Oku ve paylaş ki, O'nu örnek alan insanlar ancak bu dünyayı yaşanabilir yapabilirler.
     3. O'nun hakkında bilmediklerini öğren. Öğren ki, O'nun hakkında hem kendi yanlışlarını,
     hem de başkalarının yanlış bildiklerini düzelt.
     Özetle; oturacağız, bugün Peygamberimizin doğum günü, "Allah'ım! Bu mübârek günün yüzü suyu hürmetine ben söz veriyorum ki İslâmiyet'i öğreneceğim ve yaşayacağım." diyeceğiz. Peygamberimizin hayatının gayesi olan Kur'an'ı anlama gayretine gireceğiz. Sonra da Peygamber Efendimiz, ne yapmış, nasıl yaşamış, namazını nasıl kılmış, orucunu nasıl tutmuş, sıkıntılara nasıl katlanmış, nasıl duâ etmiş, Allah'tan neler istemiş, ümmetine neleri tavsiye etmiş, bütün bunları düşüneceğiz. O'nun hayatına dair yazılmış bir kitabı okuyacağız. Sonra da yaptıklarını kendimize örnek alıp hayatımıza katacağız; yâni sünnetine
    uyacağız...Mevlid Kandili'nizi tebrik ederiz...
      
     
    (..BİZ  SEVDİKLERİMİZLE   HAYATI  PAYLAŞIYORUZ..)Kırmızı gül
    selam  ve dua ile  garipyolcu2008  hüseyin... 
     
     
    March 04

    onu anmıyan hiç bir gönül kalmasın

      değerli   arkadaşım  ve  gönül  insanı  ( gül  beyaz  ) kardeşime  cok  teş  ediyorum...
    rabbim  bizleri   hepimizi  daim kılsın  okuyacaz anlıyacaz  ve  yazacaz..
    göreceğizki  bir gün  gelecek   ve  insanlık sizinle  iftihar  edecek...yüreğinize  sağlık..
    yazdıklarımı  herkes  okumaya  devam  ediyor....selam ve dua ile...garipyolcu..Gülümseme
     

    Bir Salat istiyorum

    Hadi içine biraz gözyaşı katın

    Bir salat istiyorum

    Hadi içine biraz hasret katın

    Birazcık tebessüm

    Bir AHH! katın içine

    Eski günahlara duvar çekercesine

    İçinde biraz aşk koksun

    Resul aşkı koksun

    Ne olur bir salat kopsun içinizden

    Kavuşamadığınıza

    Özlediğinize

    Görmediğinize

    Sadece BİR(1) salat istiyorum

    Ama titreyerek çıkıcak ağızdan

    Canınız yanacak söylerken

    Gözleriniz yaşaracak tamam mı

    Ben sizden yüzlerce salat istemiyorum

    Sadece bir salat

    İçinde körlerin aşkı olanından

    Sağırların aşkı olanından

    Görmeden ve duymadan

    Hiç bir karşılık beklemeden

    Delilerin aşkı gibi

    Gülü verip kaçalım tamam mı ???

     ....yazı,nın  her  hakkı  mahfuzdur....

    gul_beyaz68@hotmail.com

     

     

     

     

    March 02

    KUR'AN OKUMAK,NAMAZ KILMAK VE İYİ İNSAN OLMAK....

    değerli  gönül  arkadaşım kardelen den  aldıgım  güzel ileti,
    rabbim  sizlerden razı  olsun...gönül  dostu  olmak  tarifi  anlatılmaz...bir  duygudurGülümseme
    Hakkı seven aşıkların eğlencesi tevhid olur
    Aşk oduna yanıkların eğlencesi tevhid olur
    Mısri'ye uyan kişinin gider çürüğü işinin
        İçindeki can kuşunun eğlencesi tevhid olur ...
     
     
    KUR'AN OKUMAK,NAMAZ KILMAK VE İYİ İNSAN OLMAK....

    ''Okumak''gözle görebildiğimiz varlıklar içinde insana özgü bir niteliktir.İnsanı geliştiren,yücelten, bilgilendiren ve ayrıcalıklı yapan bir özelliktir.Okumadan iyi bir insan,iyi bir kul olmak,iyi işler yapabilmek   Dünya nimetlerinden en iyi bir şekilde yararlanabilmek ve ahireti kazanabilmek çok zordur. Kur'ana göre okumanın amacı; Yaratan'ı,O'nun kitabını,gerçekleri tanımak ve öğrenmek,O'na hakkıyla kulluk yapabilmek,toplum içinde iyi insan olabilmek,zulüm,kötülük ve haramlardan uzak kalabilmektir. 'Kitaptan sana vahyolunanı oku ve namazı dosdoğru kıl.Çünkü namaz,insanı her türlü edepsizlik ve çirkinlikten,haram ve kötülüklerden alıkor.Allah'ı anmak en büyük ibadettir.Allah yaptıklarınızı biliyor'' Ankebut,45  Ayette bize verilen 5 hüküm şöyledir:

    1.Kur'anı okumak,içeriğini öğrenmek,hükümlerini uygulamak ve başkalarına anlatmak .

    ''Sizin en hayırlınız,en faziletliniz Kur'anı öğrenen ve öğretendir''hadisi bunun delilidir.Her gün Kur'an okunmalıdır, çünkü Kur'an okumak ibadettir. Yüce Allah'ın kelamını anlamak,içeriğini;emir ve yasaklarını,helal ve haramlarını,hüküm ve tavsiyelerini öğrenmektir.

    2.Beş vakit namaz kılmak :

    5 vakit namazın dosdoğru kılınması emredilmektedir.Mü'minler her hal ve şartta namazlarını kılmak zorundadır.İş,ticaret,görev,evlat,meşgale ve mazaret mümini namazdan alıkoyamaz. Su bulamayanlar teyemmüm ederek,bir tehlikeden korkanlar yada yaya ve binit üzerinde yolcular,4 rekatlı namazı 2 şer rekat olarak, zaruret halinde öğlen ve ikindiyi,akşam ve yatsıyı birleştirerek,

    Hasta ve özürlüler oturarak, buna da gücü yetmeyenler yatarak namazlarını kılmalıdır.Yüce Allah namazı üşenere kılmayı ve terk etmeyi münafık ve kafirlerin niteliği olarak zikretmiştir.

    3.Namaz insanı her türlü edepsizlikten ve çirkinlikten korur:

    Namaz insanın ahlakına ve davranışına yansır.Her türlü çirkin diye çevirdiğimiz ''fahşa''kelimesi Kur'anda evlilik dışı cinsel ilişki,eşcinsellik,eşlerin birbirine kötü davranmaları,kişinin evlenme yasağı olan kişilerle evlenmesi,çirkin sözler,cimrilik,büyük günahları işlemek,iman ve ibadetlerde Allah'a ortak koşmak,putlara tapmak ve çıplaklık....

    Her türlü haram ve kötülük diye çevirdiğimiz ''münker''kelimesi; yalan,iftira,dedikodu,içki içmek,kumar oynamak,hırsızlık,cana kıymak dinin ve aklın hoş görmediği söz,eylem ve davranışlardır.

    Günde 5 vakit ırmakta yıkanan kimsede hiç kir kalır mı?İşte 5 vakit namazda böyledir.Allah bu sebeple günahları temizler,yok eder. Namaz kişiyi temiz olmaya mecbur eder,vaktinde kılınan her namaz hayatımıza düzen ve terbiye koyar,5 vakit alnı secdeye varan kimsede kibir ve gurur olmaz.

    4.Allah'ı zikir ibadettir : '

    'Zikrullah'' ile maksad namaz,namazda okunan tekbir,tesbih,tahmid (hamdetmek) ve kıraat (Kur'an)dir. Namaz Allah'ı zikir için kılınır.Allah'ı kalp,dil ve uzuvlarla anmaktır.

    5.Allah kullarının yaptıklarını bilir:
    İnsan nerede ne yaparsa yapsın,Allah onun yaptıklarını görür
    ve bilir.

    Hiçbirşey gizli kalmaz.İyi amellere mükafat,kötü amellere ise ceza verir. Bu bilinç içerisinde gece ve gündüz her zaman her yerde söz eylem ve davranışlarına dikkat etmesi gerekir.

    Yüce Allah'ın yorumlamaya çalıştığımız Ankebut suresinin 29.ayetinde mümünlerin Kur'an okumalarını,öğrenmelerini,hükümlerini uygulamalarını ve başkalarına da öğretmelerini,namazı dosdoğru kılmalarını emretmektedir.
     
    ||Kardelen|| ®Ben yüce dağda açan kar çiçeğiyim 
Benim işim meydan okumaktır; zorlu hayata 
Kimse bilmese beni esen yellerden 
Ben ilk baharı müjdeleyen kar çiçeğiyim... 
Gönül Dostlarım…ALLAHIN NURU VE RAHMETİ ÜZERİNİZE OLSUN…Sevgi ve saygılarımla…KARDELEN
     

    sufi; toprak gibidir, herkesi üzerinde taşır…
    sufi; güneş gibidir, ışığı herkese ulaşır…
    sufi; yumuşak huyludur, herkesle anlaşır…
    sufi; temiz kalplidir, hemen barışır…
    sufi; sabırlıdır, o kadar ki bazen sabırla yarışır…
    sufi; sevmesini bilir, sevilmeyi başarır…
    sufi; hizmeti seçer, yük çekmekten hoşlanır…
    sufi; Hakk’a aşıktır; aşığa edeb yakışır…

     

    February 26

    Ey gönlüme değen gözyaşım !

    Ey gönlüme değen gözyaşım  !
     
    Zamanın  tenhalığında eğrilen gönlünü sakla gerçek aşklar için  !
    Yangın bitmese de gözlerinde, damlaların hiç durmadan aksın o yar’in özüne…
    Kalp süvarisi değildin sen unutma !
    Sevmek, sevilmek ömründe tek sermayendi senin ey gönlüm  !
    Damlalar içinde biriksin boş ver !
    Yalın hayatların  ıssızlığı çelimsizdir…
    Hazin olur sonsuzlukları…
    Sen gözlerinden düşürdüğün yaşları biriktir avucunda…
    Al yanaklı bebeklerin temizliğinde orucun olsun susuşun…
    Dökülsün dehlizime, akıntıma kapılsın günahlar…
    Geçmişime mübarek sayılsın gözlerimden dökülen bu yaşlar…
    Omuzlarında devleşen yükün ağırlığından feryad etmeye meylettiğinde
    yüreğin, sadece tut dilini…
    Kara zindanı andıran gözlerinde bir ışık haresi oluşsun…
    Bir kıvılcım, bir ateş, bir sus, bir can oluşsun…
    Ağlamaktan sakın korkma ey gönlüm  !
    Matem tutmak değildir bu ve gidenin ardından yas tutmak hiç değil…
    Gelene sevinmek, acıyan yaralara tuz basmak değil…
    Çölde susuz kalmış bir ceylanın çaresizliğine su bulmaktır…
    Kanadı kırk yerden kırılmış bir serçenin diline bir damla can dokundurmaktır…
     ...selam ve dua ile...

    metin yüksel şehadetinin 25 yılı anısına;

    fatih camiinde   bir  cuma günü ,  cuma  namazı çıkışından sonra    

    bedbaht  zalimler  tarafından  avlu  bahçesinde  vuruldun...

    akıncıların   iftiharı  mücahit,  şehidlerin  şehidi,

    ahde vefa  eyledik    yolun  bizim  yolumuz...

    söz  veriyoruz   bu  davadan  asla  dönmeyiz...

    rabbim gani  gani  rahmet  eylesin...amin...

     

    ögrencilerin...

    February 17

    O DİYARIN SAKİNLERİ ;

    değerli   duha   arkadaşımızdan   aldıgım  güzel bir yazı  yüreğinize   sağlık )));Kırmızı gül

    O DİYARIN SAKİNLERİ ;

    seven ve sevilen kimselerdi. Birbirlerini imanın gereği olarak severler ve yapmacık olan her şeyden kaçınırlardı. Din kardeşlerine imanları ne ise yüz hatları, minik hareketleri de aynı olurdu. Kardeşlerine dıştan bir türlü içten başka türlü katiyyen davranmazlar ve bunu nifak alameti sayarlardı.
         
    O DİYARIN SAKİNLERİ, şakadan da olsa din kardeşlerini telaşa düşürmezlerdi. Müslüman bir kardeşi telaşa düşürmenin kötü bir amel olduğunu kabul ederler, latife cinsinden de olsa telaşa kapılacak hareketlerden uzak dururlardı.
         
    Kardeşlerini hakir ve küçük görmezlerdi. Daima karşısındaki kardeşlerini kendi nefislerine tercih ederlerdi. Kardeşlerinin üzerinde yara bere görseler, onunla ilgilenirler, yarasını temizlerler, hatta temizlemek için bez parçası bulamasalar ağız ve dilleri ile temizler, sonra ağızlarından çıkarırlardı. Bugün okuduğumuz zaman çocuklarımızı tiksindiren bu hadiseler, o diyarın sakinlerinde alışılmış ahlaklardandı. Çünkü o zümre gerçekten Allah'a iman etmişlerdi.
         
    O DİYARIN SAKİNLERİ,

    müslüman kardeşlerine lanet okumazlardı. Hatta onlardan birisi için şöyle anlatılır;
         
    O, şaraba düşkündü. Bir türlü nefsinin dizginlerini eline alamamıştı. Ceza olarak, had vurulur, sonra serbest bırakılırdı. Yine bir gün içmişti. Tuttular ve ceza verileceği meydana getirdiler. O, orta yerde, etrafı nıüslümanlardan halka olmuştu. Kalabalığın yanına gelen Hz. Ömer, adamı tanır tanımaz: "Hay kahrolasıca, yine mi sen?" dedi. Rahmet ve şefkat peygamberi derhal:
         
    "-Ona lanet okumayın, Allah'a yemin ederim ki, ben onu tanıyalı beri hep Allah ve Peygamberini sever." buyurdu. İşte böyleydi. Hayatlarının her bölümüne iman hakim olmuştu. Her işlerinde ibret ve tatlılık vardır. Yıkılır mıydı bu insanlar?
         
    O DİYARIN SAKİNLERİ,

     müslüman kardeşlerinin aleyhinde konuşmazlardı. Çünkü biliyorlardı ki, birisi başka bir kardeşi aleyhine konuşursa, konuşanın şahitliği artık kabul edilmez. Ne ağır bir durum. Onların yanlarına gelen biri, şayet başka birinin aleyhine de konuşsa, konuşanın ağzının payını verirler ve konuşmasına mani olurlardı. Yine bilirlerdi ki, bir kimse laf getirirse, karşı tarafa da laf götürür. Müslümanın şahsiyetini alaşağı edecek bu kınanmış ahlaktan şiddetle kaçınırlardı.
         
    O DİYARIN SAKİNLERİ,

     eğer kardeşlerinden birinin kalbini kırmışsa onunla barışıp, helalaşmadıkça gözlerine uyku girmez, sanki sema altında en ağır günahı işleyenin kendileri olduğunu zannederlerdi. Yine bir gün şu hadise vâkî olmuştu. Kızgınlık eseri olarak Ebû Zerr (r.a.), Hz. Bilal'e: "Yebnes sevda, ey siyah (kadın)'ın oğlu!" demiştir. Bu söz ise, Bilal (r.a.)'in çok zoruna gitmişti. Dert ortakları Peygamberimize gitti ve Bilal ile arasında geçeni anlattı. Resûlullah (s.a.v.) Ebû Zerr'i çağırttı ve "Sizin üzerinizde cahillik izi görmekteyim", buyurdu. Ebu Zerr doğruca Hz. Bilal'in evine gitti ve kapısının önüne yattı. Bilal (r.a.)'ın bundan haberi yoktu. Kapıyı açınca yatan birini gördü. Kapının önüne yatan Ebû Zerr idi ve şöyle demişti: "Bas ya Bilal, ayaklarınla yüzüme bas ve geç! Vallahi ayaklarınla yüzüme basıp geçmedikçe buradan kalkmayacağım..."
         
    O DİYARIN SAKİNLERİ,

    işte böyleydi. Çünkü cidden iman etmişlerdi. Bizler hiç böyle miyiz acaba? Birbirimize küskünlüğümüzün sebeplerine hiç eğildik mi? Birbirimize taşıdığımız buğz, kin, nefret gibi müslümanda bulunması caiz olmayan kötü hasletleri Allah'ımıza nasıl izah edeceğiz? Düşündünüz mü hiç? Hayatınız boyunca Allah için bir kimseye buğz ettiniz mi? Hayır, hayır... Nefisler için belki evet, fakat Allah için hayır. Allah için buğz edenler istisnadır.
         
    O DİYARIN SAKİNLERİ,

    birbirlerinin gizli hallerini araştırmazlar. Hep kendileri ile meşgul olurlar ve "ey hataları örten Allah, bizim hatalarımızı ört" diye Allah'a dua ederlerdi. Sonra şu hususa da imanları tamdı. Yüce Allah bir kuluna ihsanda bulunursa, kendi, kusurları ve hataları ile meşgul eder ve başkalarını unutturur. Yok bir kuluna bu iyiliği murad etmez ise, kendi hata ve kusurlarını unutturup, başkaları ile meşgul ettirirdi. Düşünüyoruz da, bizlerin çoğu ikinci sınıfa giriyoruz. Hep başkalarının ayıp ve hataları ile meşgul oluyoruz da kendimizi unutuyoruz...
         
    O DİYARIN SAKİNLERİ,

     günah işleyene değil günaha buğz ederdi. Öyle ya, günah işleyen birine buğz edilse o adamı kaybetmek olur. Kendisine değil de işlediği günaha buğz edilirse, adam kurtarılmış olur. Şöyle bir düşünelim, adamın birisi, uçuruma düşse yardıma çağırsa, adamı kurtarmak için acele ederiz. Aynen bunun gibi, günah çukuruna yuvarlanmış olan birine, şahsına buğzettiğimiz zaman adamı ebediyen kaybederiz. Fakat ameline, günahına buğzedersek adamı kurtarma ihtimali çoğalır. Suçlu, işlediği suçu bırâktığı zaman yine kardeşimizdir. Onun için o diyarın sakinleri günah işleyenlere değil, işlenilen günaha buğz ederlerdi. ,
         
    O DİYARIN SAKİNLERİ,

    herkes ile iyi geçinir ve tatlı dille konuşurlardı. Tatlı dil, yumuşak söz, bütün peygamberlerin müşterek hususiyetleridir. Bir mü'minin, din kardeşine en büyük hediyesi ve onu tatmin edecek bahşişi, güler yüz ve tatlı dildir. İşte o diyarın sakinleri bu hediye ve bahşişleri birbirlerine çok çok sunarlardı. Biliyorlardı ki, dünyada kimse kalmayacak, herkes ölüp diğer alemde buluşacaklar.
         
    Yunus'un demiş olduğu gibi: "Sevelim, sevilelim, dünya kimseye kalmaz..."
         O DİYARIN SAKİNLERİ,

     bizler için bir aynadır, bir misaldir, ölçüdür, terazidir. Herkes kendisini onlara bakarak düzeltsin, tartsın. Hep beraber haklarında hiçbir ihtilaf olmayan bu altın zincirin takipçisi olalım. Çünkü onların hayatı sahih bilgilerle, Kur' an ayetleri ile tespit edilmiş ve Allah onlardan razı olmuştur


     

    February 09

    infitar suresi

     

         "İnfitar", "yarılmak" anlamındadır.

    Bu sure de adını birinci ayetinden almaktadır. Mekke döneminde indirilmiştir.

    19 ayettir.

     Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla...
    1. Gök yarıldığı zaman,
    2. Yıldızlar dağıldığı zaman,
    3. Denizler birbirine karıştırıldığı zaman,
    4. Kabirlerin içi dışına çıkarıldığı zaman,
    5. (Her) can neyi önden gönderdiğini ve neyi geri bıraktığını bilir.
    6. Ey insan! Seni kerim olan Rabbine karşı aldatan ne oldu!
    7. O seni yarattı, sana şekil verdi ve dengeli bir yapıya kavuşturdu.
    8. Seni dilediği surette terkib etti (şekillendirdi).
    9. Hayır. Doğrusu siz dini yalanlıyorsunuz.
    10. Oysa sizin üzerinizde koruyucular vardır.
    11. Şerefli yazıcılar.
    12. Yaptıklarınızı bilirler.
    13.Muhakkak ki iyiler nimetler içindedirler.
    14.Ve muhakkak ki kötüler (facirler) de çılgınca yanan ateş içindedirler.
    15.Din günü oraya girerler.
    16.Onlar oradan (bir yere) kaybolacak değildirler.
    17.Din gününün ne olduğunu sen bilir misin?
    18.Ve yine din gününün ne olduğunu sen bilir misin?
    19.O gün kimse kimseye bir şey sağlamaya güç yetiremez. O gün emir yalnız Allah'a aittir.
     http://www.vuslatgunesi.tr.gg

    '' garipyolcu2008 ''  


    February 05

    HEPİMİZ FİLİSTİNLİYİZ

    BİZ     HEPİMİZ   FİLİSTİNLİYİZ

      

     

    i

     İNSANLIK  ADINA  HAYATI  SEVDİKLERİMİZLE  PAYLAŞIYORUM 

    (((  DÜNYADAKİ  MAZLUMLAR  GÜLSÜN  ARTIK  )))

    January 29

    Kudüste Aşk Nasıldır Bilirmisin...?

    Kardelen®http://kardelendilekkincal.spaces.live.com/ 

     Kudüste Aşk Nasıldır Bilirmisin..

    Kudüste aşk nasıldır bilir misin sen?
    Bazen küçük bir çocuğun elinde sımsıkı tuttuğu taştır aşk!!
    Bazen bir annenin feryatları...
    Direniştir,karşı koymaktır,ölüme meydan okumaktır!...
    Anlayamıyorsun değil mi?
    Anlayamıyorsun eli oyuncak yerine taş tutan Filistinli bir çocuğun aşkını Neden diye soruyorsun hep kendine
    Neden hala direniyorlar?
    Neyine güveniyor bunlar?
    İşte çocuk taşını atıyor koca tanka
    Ve cevap veriyor sana ''Aksa'ya feda olsun canım,direnicem'' diyor...
    O ateş gibi yanan küçük gözlerinde şimşekler çakıyor o an
    Tankın içindeki siyonist korkuyor direniş kokulu çocuktan...
    Kudüste aşk nasıldır bilir misin sen?
    Daha onsekizinde bir gencin şehadete tutkusudur aşk!!!
    Bombalar yüklenip lanetli kavmin ortasına bırakmaktır kendini...
    Nasıl oluyor diyorsun
    Gözlerini bile kırpmadan daha hayatlarının baharında neden ölümü seçtiler?
    Kafan karışıyor
    Topluyorsun,çıkarıyorsun,çarpıyorsun,bölüyorsun ama olmuyor
    Senin aklın bir türlü almıyor Kudüsteki aşkları...
    Öyle ya sende haklısın
    Yıllardır Leyla ile Mecnun,Kerem ile Aslının aşklarını anlattılar sana
    Sen aşkı bunlarla sınırlı sandın
    Oysa Kudüste aşk bambaşkadır...
    Bazen Mescid_i Aksa'ya bakıp saatlerce ağlamaktır...
    Kubbetü_s Sahranın önünden geçince Ömeri anlamaktır...
    Selahattine seslenmektir bazense aşk!!!
    Tarihe bakmaktır,Miracı yaşamaktır...
    Hala anlamıyorsun değil mi Şeyh Yasin'in gözlerindeki aşkı?
    Rantisinin bakışlarındaki ışığı...
    Ama doğru ya sen tanımazsın ki onları...
    İntifadalar başlatamazsın yüreğinde...
    Artık tanımanın vakti gelmedi mi kardeşim?
    Aksa esirken ben nasıl özgür dolaşırım demenin vakti gelmedi mi?
    Kudüste aşkı anlamanın vakti gelmedi mi?
    Şimdi bakışlarını Kudüse doğru çevir ve düşün
    Belki ilk ve son bakışındır Kudüse
    Aksa için ağla, haykır dünyaya
    Ağıt tutsun yüreğin
    Sende başkaldır, artık bu dava benim de davam de
    Hadi biat et Rabbine!
    Sonra Kudüs çocukları gelsin aklına...
    Bir taşta benim için at küçüğüm diye seslen ona
    Eminimki seni duyacaktır...
    Ve eminimki o taş yerini bulacaktır...

     

    ||Kardelen|| ®Atılır filistinde bir sapan taşı 
Zulmün kanlı gözüne doğru 
Doğacak elbet islamın güneşi 
Kabaran imanın özüne doğru 
 Gönül Dostlarım…ALLAHIN NURU VE RAHMETİ ÜZERİNİZE OLSUN…Sevgi ve saygılarımla…KARDELEN    

    Selam olsun Aksa'ya
    Selam olsun eli taş tutan çocuklara
    Selam olsun Kudüs davasını kendi davası edinenlere...

     

        Image Hosted by ImageShack.us ''KARDELEN''  


      


     

    January 07

    ibrahim hakkı hazretlerinin hayatı

     
    ERZURUMLU İBRAHİM HAKKI  HAZRETLERİ

    İbrahim hakkı Hz. :
    Hicri 1115, Miladi 1703 yılında ERZURUM'a bağlı Hasankale ilçesi'n de doğmuştur. Babası molla Osman bir mürşid aramak maksadıyla SİİRT TİLLO'ya gelmiş bur ada İsmail Fakirullah Hz'ni bularak hizmetine girmiştir.Babasının arkasından İbrahim Ha kkı da amcası Ali ile birlikte Tillo'ya gelmiştir.Okuma çağın dayken İsmail Fakirullah Hz' ne talebe olup o günün şart larına göre çok ileri seviyede dini ve fenni ilimler tahsil etmiş tir.Bunun üzerine hem dini ilimilerde hem de fenni ilimlerde üstünlüğü ifade eden "Zülce nabeyn"yani"iki kanatlı "ünvanını elde etmiştir.Bu sırada hocası ve şeyhi olan İsmail Fakirullah Hz'nintarıkatı olan "Üveysiye"tarikatına intisap etmiştir. Büyük mütefekkir İbrahim Hakkı Hz.hadis ve fıkıhta tasavvuf ve edebiyatta psikoloji ve sosyalojie tıp ve astronomide ve pek çok ilim dalında büyük bir kudret ve yetenek göstermiştir.Doğunun yetiştirdiği bu büyük alim kısa zamanda dünya çapında ün salmıştır islam alemine ve in sanlığa bıraktığı değerli eserler onun şahsiyetinin ve ilminin faziletini gösterir.Mürşidi ve hocası İsmail Fakirullah HZ'ni vefatından sonra irşad ve öğretim görevlerini hocasının oğlu Abdulkadır-i Sani Hz. ile birlikte devr alarak hayatı boyunca sürdürmüştür.İbrahim Hakkı Hz.3 sefer hacc'a gitmiştir.İlk hacc farizasını 1738'de ikincisini 1763'te son haccın ıda 1767'de yapmıştır. İbrahim Hakkı Hz. 1758'de İstanbul'a gitmiş bu gidişinde saraya özel olarak davet edilmiştir.o zaman'ın sultanı I.Mahmut tarafından davet edilmesinin sebebi daha önce sultan ile İsmail Fakirullah Hz arasındaki haberleşme olmuştur. İbrahi m Hakkı Hz. sarayda bulunduğu müddetçe zamanının çoğunu saray kütüphanesinde geçir miştir.Bir süre sonra yeniden Tillo'ya dönmüştür. Hicri 1194 Miladi 1780 'de 77 yaşında iken Cenab-ı Hakk'ın rahmetine kavuşmuştur.Kendi arzusu üzerine mürşidi İsmail Fakir ullah Hz.için daha önce yaptırdığı ve Kozmografik bir özelliğe sahip olan türbede mürşidi nin ayaklarının ucuna defn edilmiştir.

    December 15

    GEL EY GÖNLÜMÜN SULTANI

     GEL  EY  GÖNLÜMÜN SULTANI

    Gözlerimiz yollarda  tükendik bittik  
    Ruhumuzu kaplayan ye’si sil  artık 
    Yanaşacak  ne bir dünya   nede menzil
    Kıyılara vuran  yakamozlarla  gel
    Bze haber ver  ne olur,  arş  ile  semadan 
     
    Dönülmez  bir uzun seferden 
    Sonbaharda düşen yapraklardan 
    Ufkumuz hep sensiz karanlıklardan  
    Ümitler yıkıldı beşeriyet  ye’se kapıldı
    Güneşimiz   söndü  yıldızlar  kaydı
     
    Tan yeri ağarırken vuslat güneşiyle  gel
    Toprak susuz  çatladı ; tomurcuklar  düştü
    Tohumlar kimsesiz,  belalar üşüştü
    Senden kalan bahçeye baykuşlar üşüştü
    Bülbüller sustu ; güller hep soldu
     
    Yetimiz bekesiz  kaldık diz üstü
    Nisanlarda yağan  yağmurlarla gel
    Sevenlerinin ne evi  kaldı ne  yurdu
    Çiçeklerin  üstünde lalelerle gel
    Keremler hep öldüler,  aslılar yasta
     
    Ferhatlar kayıptır,  Şirinler hasta
    Mecnunlar avare, Leylalar gamda
    Sevgiliden gelen buselerle gel
    Bu  uzun kabusun sonu var elbet
    Karabasanlar rahata kalbet
     
    Sonu olmayan hülyalarla gel
    Sana söylenecek bir kaç dilek var
    İstemiyoruz  ne dünyayı  nede  bir yar,ı
    Bizlerle  olursan  bize  en  büyük  nimet
    Gün doğmak üzere  az  daha  gayret 
    Bir  fecir  zamanı  dualarla  gel
    -------------------------------------
    admin:
    garipyolcu2008@hotmail.com
    sayfam:
    http://www.vuslatgunesi.tr.gg